12 Haziran 2008 Perşembe

Aşk, Aşk, Aşk dedikleri....




















AşKKK. Hepimizin üzerine basa basa söylediği, hepimizin yaşamak istediği ama hep bulamadığını iddia ettiği, kimini mutluluktan havalara uçuran, kimini yerden yere vuran, içinde; masumiyet, nefret, sevgi, tutku, kıskançlık ve inanılmaz derecede cazibe barındıran üç harfli fail...

Bazılarının hayatı boyunca peşinden koştuğu halde bulamadığı, bazılarının beklemediği anda karşısına çıkan, adına Aşk dediğimiz bu şey aslında; duygu ve davranışların hormonal bir karışımı.

Aşk, kimine göre ruhu besliyor, kimine göre ruhu yıpratıyor. Acaba aşk, ruha hitap etmiyor mu? Geçenlerde bir arkadaşım anlatıyor: “Ne zaman aşık olsam ya da aşık olduğumu düşünsem büyük bir mutluluk sarıyor bedenimi, ruhumu kuşatıyor. Zaman geçtikçe, aşık olduğum kişiyi tanıdıkça, beynimde bir sürü kaygı, endişe dolanmaya başlıyor. İçim içimi yiyor ve ilk başlarda saf ve düşünmeden sadece bakan gözlerim artık şüpheyle, kaygıyla süzmeye başlıyor. En son kendimi sıkıntılı, mutsuz, yorgun ve vazgeçmiş olarak buluyorum. Galiba aşk, eninde sonunda üzüntü getiriyor.”
Öyle mi gerçekten? Aşk, insan yaşamına sıkıntı ve endişe mi getiriyor? Yoksa sıkıntıyı yaratan bizler miyiz? Sıkıntıyı yaratan bizim, bitmek tükenmek bilmeyen, her sözün altında bir artniyet, her davranışın altında bir kötülük arayan kuşkucu yanımız mı?

Belki de aşk tam anlamıyla ruha hitap ediyordur da araya duvarı ören bizlerizdir! Belki de AŞK ve RUH ezelden birbirlerine bağlanmışlardır.....

Mitoloji’de Psyhke(Ruh) ve Eros(Aşk)’un hikayesi vardır.




















Psykhe, bir kralın üç kızının en güzeli idi. O kadar güzeldi ki görenler Aphrodite’i görmüş gibi olur ve ona taparlarmış. Aphrodite, fani bir kıza gösterilen bu aşırı sevgiyi kıskanmış ve bir gün ondan öc almak istemiş. Bunun için de oğlu Eros’dan yardım istemiş. Eros, Psyhe’i bulacak ve onu en çirkin erkeğin metresi yapacakmış.
Ancak Eros, Psyhke’i görünce ona aşık oluvermiş ve onu alıp sihirli bir saraya götürmüş. O günden sonra Eros’la Pyshke, bu ıssız sarayda buluşuyor ve unutulmaz güzel vakit geçiriyorlarmış. Sarayda Psyhke’in istediği herşey varmış. Fakat Psyhke, kendisini çıldırasıya seven Eros’un yüzünü bir türlü göremiyormuş. Bir gün sevgilisinden yüzünü göstermesini istemiş. Güzel Eros, Psyhke’e şu cevabı vermiş:

- Psyhke, aşkımızın sırrını kalbinde sakladığın müddetçe mesut olacaksın, beni görmeyi aklından geçirme, benim kim olduğumu, kimin oğlu olduğumu öğrenme. Bilmeden, tanımadan, körü körüne beni sev, senden gizlenen öğrenmeye çalışarak kendini ıstırap ateşinde yakma, mutluluğunu elden kaçırma.

İnsanoğlunun merakı yine boş durmadı. Kızkardeşlerinin de ısrarı üzerine Psyhke, bir gece Eros uyurken, vazonun içine sakladığı lambayı çıkardı ve kocasının yüzüne doğru tuttu. Ancak gördüğü güzellik onu şaşırtmıştı. Aşkı daha da çok alevlendi. Güzel kocasını öpmek istediği sırada, lambadan bir damla kızgın yağ süzülerek Eros’un omzuna damladı. Uyanan Eros, kanatlanarak uçup gitti ve onunla birlikte saray da yokoluverdi.

Psyhke, büyük bir ıstırap içindeydi. Her yerde güzel Eros’u arıyordu. Son çare Aphrodite’in sarayına gitti. Ama Aphrodite, zaten çok sinirli olduğu bu kızın elbiselerini parçaladı ve ona can sıkıntısı ile hüznü arkadaş olarak verdi. Kızcağız, aşkına sadık olarak bütün acılara katlandı.

Bir zaman sonra omuzu iyileşen Eros, kendisine sadık olan Psyhke’i kendisine eş olarak vermesi ve talihini değiştirmesi için Zeus’a yalvardı. Zeus kabul etti veee Eros, Tanrılar’ın sarayında, ebedi izdivaç bağları ile Psyhke’e bağlandı.

Hiç yorum yok: